PCRehber

Gelin Elden Ring Rüzgârı Daha Tazeyken Soulsborne Tarihine Bir Bakış Atalım

Oynadığı ilk Soulsborne oyunu Elden Ring olanlar ya da eskiyi yad etmek isteyenler için ufak bir Soulsborne tarihçesi hazırladık siz okurlarımız için. Hadi başlayalım!

FromSoftware, yaşamına bundan taa 35 sene önce, ofis prodüktivitesi ile ilgili yazılım geliştiren ve de video oyunları ile pek alakası olmayan bir firma olarak başlamış. Japonya’da Doksanların başında yaşanan ekonomik krizin ardından yeni yelkenlere açılmayı düşünen yöneticiler, soluğunu video-oyun endüstrisinde almayı karar görmüş. Böylelikle, günümüz oyun dünyasına yön verecek olan o güzide stüdyonun temelleri atılmış olmuş.

FromSoftware bu serüveninde, Armored Core gibi fena başarı elde etmeyen serilere de imza atacak, SoulsBorneların temellerini atacak King’s Field gibi oyunlara da. Hatta The Adventures of Cookie & Cream adında maskot platformer tarzında bir oyun bile olacak repertuarlarında. Ama firmanın kaderini değiştirecek hikâye, 29 yaşına kadar Oracle’da beyaz yakalık yapmış; ardından oradaki işini bırakıp, FromSoftware’de çalışmaya başlamış Hidetaka Miyazaki’nin dahil olması ile başlamış.

Soulsborne

Efsanenin başlanıcı: Demon’s Souls

Demon’s Solus’un geliştirme süreci, King’s Filed’i temel alacak, orta çağ fantezisi temalı bir oyun olma yolu ile başlamış; lakin süreç pek de başarılı ilerlememiş. Tam bu noktada devreye giren Miyazaki yöneticilere, zaten matah ilerlemeyen bu süreci bırakın da ben üstleneyim, demiş. Onlar da battı balık yan gider felsefesiyle bırakmışlar işi bizimkine; böylelikle Miyazaki’nin ilk ciddi oyun tasarımcılığı işi resmen başlamış olmuş.

Lakin oyunun geliştirilme süreci bitimine ulaşırken gelen ilk tepkiler hiç de iç açıcı olmamış. Hatta oyunun Japonya’daki yayıncılık ve isim haklarının sahibi Sony’nin o zamanki patronlarından Shuhei Yoshida, bizzat kendisi fırça çekmiş ne kadar kötü olduğuna dair. Akabinde oyunu Japonya dışında dağıtmayı reddetmişler. Fakat oyundaki potansiyeli gören Atlus ve Bandai Namco, oyunun diğer ülkelerdeki dağıtımcılık haklarını alıp dünyaya dağıtmışlar. Çok da iyi yapmışlar çünkü oyun dünya genelinde gayet iyi bir başarı ivmesi yakalamış. Sony de hatasını kabul edip ettiğiyle kalmış oracıkta öyle.

Demon’s Souls’un içeriğine bakacak olursak: oyun zor dostlar, baya zor; fakat şöyle bir nüans var: İnsanları kanser etmek için yapılmış sadistçe bir zorluk değil bu sadece; oyuncunun bir şeyin üstesinden geldiğinde yaşayacağı tatmin duygusunu alabilmesi için, tam deminde ayarlanmış bir zorluk seviyesi bahsettiğim.

Soulsborne oyunlarında düşmanın üstesinden gelebilmek için emek vermek gerekiyor. Pratik yapmak, düşman patternlerini ezberlemek; bunlar da yetmedi mi, o zaman daha da güçlenip, ondan sonra düşmanın karşısına çıkmak gerekiyor. İşte bunları yapıp ardından düşmanı alt ettikten sonra da varyaa; böyle, insanın içini tatlı bir keyif kaplıyor; başarmışlığın verdiği o muhteşem tatmin duygusu geliyor bir anda. Tabi üç dakika sonra yine düşmanın biri öldürüyor; sonra yine, sonra yine.

Ölüm Soulsborne oyunlarında kaçınılmaz. Bu kadar kaçınılmaz olmasına karşın sonuçları epey büyük. Her ölümde, toplanan Soullar sıfırlanıyor ve eğer ölünen noktaya yeniden ölmeden gidip o Soullar geri alınmaz ise sonsuza kadar yok oluyorlar.

İşin biraz da RPG kısmına bakacak olursak: Burada da seleflerinden özgün olmayı başarıyor oyun; karakterin özelliklerini şekillendirirken; büyücü, okçu, şövalye vb. standartlaşmış buildler de tercih edilebilir.  İstenirse bunların melezi, ortaya karışık bir şey de atılabilir.

Oyun her türlü özgürlüğü tanıyor oyuncuya. Oyunun dünyası ise bir ana üs etrafına kurulu. Level atlama, ekipman satın alma – upgrade etme gibi işlemler bu üsten gerçekleştiriliyor. Düşmanlar ile karşılaşılacak yeni bölgelere de bu üs aracılığı ile gidiliyor.

Dark Souls Title Screen

Asıl Bomba: Dark Souls

Bandai Namco, Demon’s Souls’un umut vaat eden başarısı ardından Miyazaki ve FromSoftware’a yeni bir Souls oyunu yapmaları için yeşil ışık yakıyorlar. Ama Demon’s Solus hakları Sony’ye ait. Üstüne bir de FromSoftware’in Sony’le arası limoni olduğu için yeni bir isim seçiyorlar kendilerine: Dark Souls.

İlk oyundan gelen deneyim ve bi öncekinin aksine multipaltform çıkmanın sağladığı geniş kitle ile Dark Souls, oyun camiasında büyük bir patlama yapıyor; ben dahil birçok oyuncunun seriden haberdar olmasını sağlıyor; kendinden sonraki birçok oyuna ilham kaynağı oluyor ve adını tarihe altın harfler ile yazıyor.

Bu oyunda Demon’s Souls’daki parçalı dünya yerine bütünleşik yapıda bir dünya bulunuyor. Bu bütünleşik dünyanın keşfi, kısa yollar ve Bonfire adı verilen checkpointler yardımı ile kolay ve keyifli hale geliyor. Covenant sistemi de ilk bu oyunda seriye dahil oluyor. Bu Covenant’lardan birine katılarak belli imtiyazlara ya da spesifik itemlara sahip olunabiliyor.

Oynadığım ilk Soulsborne olmasından mıdır bilmem; ama benim için yeri hep özel olmuştur bu güzde oyunun. Hatırlıyorum da oyunda geçirdiğim ilk saatlerin ardından nutkum tutulmuştu; çünkü daha önce böyle bi şey ile karşılaşmamıştım.

Bir yandan zorluğundan dolayı oynamaya korkuyordum bir yandan da deli gibi oynamak istiyordum; çünkü insanı içine çeken, harika bir atmosferi ve bahsettiğim başarmışlık hissinin vereceği tatmin duygusu cezbediyordu beni. O ilk şaşkınlığı atlatıp oyunda ilerledikçe: Metroitvaniaları andıran çeşitli mi çeşitli dünyası, tam deminde zorluğu, bi ton boss savaşı falan derken kaybolup gitmiştim oyunun dünyasında.

Dark Souls 2 Title Screen

Duraklama Dönemi: Dark Souls 2

Oyunumuzun başında bu sefer Miyazaki abimiz yok; o başka hinlikler peşinde. Onun yerine tasarımcı olarak FromSoftware’in kurucusu olan Naotoshi Zin, yönetmen olarak da Tomohiro Shibuya ve Yui Tanimura ikilisi bulunuyor. Asıl ekibin başka işlerle ilgileniyor olması, yeni bi oyun motoruna geçiliyor olması vesaire derken bu oyunun geliştirilme süreci baya çalkantılı geçiyor. Akabinde serinin ikinci halkası yeterince yenilik getirebilen bir oyun olamıyor maalesef.

Çıkışının ardından, oyunu oynayan birçok oyuncu tarafından serinin en az sevilen halkası oluyor Dark Souls 2. Haklı da sayılabilecek sebepleri var aslında: Gösterilen oynanış videolarındaki görsellik ile çıkan oyunun görselliği arasındaki devasa fark, hit-box problemleri, bi önceki oyundan çok daha çizgisel bir dünyaya sahip olması gibi sorunları var çünkü oyunun.

Ama içerik bakımından bakıldığında serinin belki de en tatminkâr oyunu Dark Solus 2. E serinin kalite standardı da o kadar yüksek ki biraz düşse bile kimse tarafından pek fazla aldırış edilmiyor; yine iyi bir satış grafiği ve olumlu geri dönüşler alıyor oyun.

Benim ise her yeri ölüm kokan, o gergin dünyaya ikinci kez girişim oluyordu bu oyun. O yüzden biraz daha gevşemiş olduğumu hatırlıyorum. Hatta ilk oyunda kalkanı elimden hiç bırakmaz iken, bu oyunda bi gaza ile ara sıra sırtımda bıraktığım oluyordu. Belli yere kadar da fena gitmiyordum; ama sonra güzel bi dayak yiyince gözler sulu geri çıkarıyordum kalkanı.

Bloodborne Title Screen

İlk Büyük Değişim: Bloodborne

Hidetaka abimizin ikinci Souls oyunun başında olmamasının asıl sebebi aha bu oyun işte. Arkada gizli gizli Sony ile kırıştırıp, Playstation 4 için yeni bir IP yaratma peşine düşmüş Miyazaki Bey. Valla bunun sonucunda ortaya öyle bir iş çıkmış ki bu küçük kaçamağa söz edemiyorum maalesef. Benimle birlikte kimse de edemiyor zaten. Bloodborne çıktığında herkes ağzından sular akıtarak oyunun gotik dünyası içinde kaybolmuş buldu kendini.

 İşin artık ufak ufak RPG’den çıkıp, aksiyona kaydığı oyun denebilir Bloodborne’a. RPG öğeleri var oyunda elbet; ama kesinlikle Dark Souls’lar kadar çeşitlilik sağlamıyor oyun. Bi kere büyüdür, kalkandır, oktur falan yok bu oyunda.

Opsiyonlar: Bi el uzak menzil, bi el kılıç ve çift el kılıç kullanmak ile sınırlı. Evet ilk bakışta sınırlayıcı gelebilir insana. Ama bu oyunun yapmaya çalıştığı şey de Soulslar kadar zaten çeşitli olmak değil.

Bu oyunun amacı: Savunma yapmanıza imkân sağlamadan, üzerinize akın akın gelen düşmanlarına karşı sizin de olabildiğince ofansif olmanızı sağlayıp, -tabi bunu taş gibi kombat mekaniklerinin sayesinde yapmayı hedefliyor- reflekslerinizi köküne kadar sınayan harika bir aksiyon deneyimi sunmak. Başarabiliyor mu amacını? Dibine kadar hemde.

Oynanışa getirilen yeniliklerin yanında tema da yenilenme var. Artık orta çağ fantezisi değil, gotik-victorian tarzı bir atmosfer benimsenmiş. Çok da iyi olmuş çok da güzel de olmuş! Dünyaya ilk adımını attığında insan, Lovecraft evreninden çıkma gibi görünen ne idüğü belirsiz yaratıkları görünce gerim gerim geriliyor.

E Soulsborne’lara has zorluğu da ekleyince formüle, zor saatler biz oyuncuları bekliyor oluyor.

Dediğim gibi bu oyunda kalkan malkan yok. O olmadığı için de düşmanların ataklarından kaçmayı öğrenmek zorunda kalıyor insan. Daha önceki oyunları kalkan ile oynadığımdan dolayı Bloodbore’da çok zorlanacağımı düşünüyordum.

Ama oynamaya başlayınca hemencecik ısındım. Hatta fazla ısınıp, bazı bossları tek seferde falan kestim. Yetmedi, bi de platinum kupa kastım. Taş gibi oyundu valla Bloodborne. Seriye yeni bir soluk getirmek konusunda da harika bir iş çıkardı.

Dark Soul's 3 Title Screen

Borne Soslu Solus: Dark Solus 3

Souls serisinin son oyunu, aynı zamanda Hidetaka abimizin seriye dönüşü oluyor. Anor Londo’yu oyunun dünyasına eklemek gibi tatlı göndermelerini de ihmal etmiyor Miyazaki Bey. Bu oyun, başlıkta ifade ettiğim gibi post-Bloodborne Souls’u olmuş. Onun hızlı oynanışı ile Dark Souls çeşitliliğini bir araya getirerek ortaya harika bir iş çıkarılmış.

Üstüne weapon arts, birden fazla fazı olan boss konsepti gibi yenilikler de gelince, yine yeni yeniden deli gibi satan, tadından yenmeyen bir oyun olmuş. Daha üzerine bahsedilecek detay da gelmiyor aklıma. Çünkü her ne kadar Soulsborne severler bu oyunu da deli gibi tüketmiş olsa da artık bu formülün sınırlarına gelinmiş. FromSoftware yetkilileri de bunun farkında olacak ki bir sonraki oyunlarında taze kanı getirecek fikirler ile karşımıza çıkmayı planlamışlar.

Sekiro Tittle Screen

Kabuk Değişimi: Sekiro: Shadows Die Twice

Bu sefer -RPG elementleri barındırmasına rağmen- oyunun türü direkt aksiyon macera olarak tanımlanmış, üstüne biraz da gizlilik öğesi eklenmiş. Artık savaşlarda amacımız düşmanların can barını bitirene kadar dalmak değil; posture barı dolana kadar saldırılarını savuşturup ardından tek hamlede işlerini bitirmek.

Yakın savaş silahı olarak sadece katana olmasına rağmen, protez kolun getirdiği farklı özellikler sayesinde oynanışı çeşitlendirmek mümkün oluyor; gizlilik öğeleri de cabası. Zıplama ve kanca mekaniklerinin eklenmesiyle artık keşfedilen dünya sadece yatay olarak değil dikey olarak da kat edilebiliyor; bu da keşfe taptaze bir hava katıyor. Köklü değişim sadece mekaniksel olarak kalmıyor, oyunun temasına da yansıyor; 16. Yüzyıl Japonya’sını kendine ilham alan fantastik bir dünyada geçiyor oyun.

Sekiro’dan da bahsettiğimize göre bu yazının artık sonuna gelmiş bulunmaktayız sayın okurlar. Aslında oyunların hikayelerinden ve online özelliklerinden hiç bahsetmedim daha. Hikayelerinden, benim için fazla keşfe dayalı ve muğlak olduğundan, online özelliklerinden ise yeterince deneyimlediğimden bahsetmemeyi seçtim. Bahsetmediğimden bahsederken ufaktan bahsetmiş oldum aslında. Neyse, daha fazla bahsetmeden, hadi sağlıcakla kalın.

Soulsborne Wikipedia sayfası

Kaynak
Arcadology Dark Souls Tarihi VideosuGamespot Dark Souls Tarihi VideosuInsideGaming Soulsborne Tarihi VideosuSouls Serisi WikipediaFromSoftware Oyunları WikipediaIGN FromSoftware Tarihi NPC Gaming Group FromSoftware TarihiDark Souls Fotoğrafları
Başa dön tuşu